İnsanların neden “DUR” demediğini ve neden Türkiye’de kararsızların “en büyük parti” olduğunu anlamak zor olabilir. Evet, Migros işçileri direnişte, memleketin pek çok yerinde işçilerden, emeklilerden, kadınlardan itirazlar yükseliyor. 6 Şubat depreminin sorumlularının cezalandırılıp cezalandırılmadığı soruluyor. SOL Partililer “Şeriata ve faşizme karşı laik, demokratik cumhuriyet” pankartları asıyor, birleşik mücadele çağrıları yapılıyorlar. CHP haftada iki gün meydanlarda. Kürt meselesinin çözümünde emperyalizmden medet umulamayacağı, çözümün ancak demokrasiyle gelebileceği görülüyor.
Yine de, kötülüğe karşı topyekun bir “DUR” deyişi yok. Kötülüğe karşı topyekun bir duruş sergileyemememizin en önemli nedeni eleştirel aklın devreden çıkması. Güzeliğin gazabından kurtulmanın yolu, riski asgariye indirerek ve gazaba uğrayanlardan uzak durarak hayatta kalmaktır. Kararsızlık, kendimizi tanınmaz hale getirerek hayatta kalma haline gelir.
Birbirimize sırtını dönerek kötülüğe “DUR” demeyi beceremediğimiz sürece, kendi düşüncelerimizin sınırlarını da kötülük belirleyecektir. Kararsız kaldıkça kötülükle uzlaşıp onu normalleştiriyoruz.